11 Ocak 2010 Pazartesi

Yalnız ve ıslak Pazar


Sessiz ve kasvetli bir Pazar öğleden sonrasıydı. Kasvet İstanbul’da mı yoksa evin içinde mi kestiremiyordum.  Ne televizyonu açmak nede dışarı çıkıp dolaşmak gibi bir niyetim vardı. Böylesi durumlarda benim için yapılacak olan en gereksiz şey kitap okumaktı ve ben de öyle yapacaktım. Bu sayede belki biraz uykuya da dalabilirdim.


Kitapları karıştırınca, birkaç hafta önce yine böyle bir Pazar günü aldığım ama yazarı ve konusu hakkında herhangi bir fikrim olmayan “Ted Dekker’in Oyun” isimli kitabını okumaya karar verdim. Böyle bir günde kitap okumak için en uygun yer, genellikle televizyon izlerken sızıp kaldığım koltuktu. Koltuğa uzandığımda, koltuğun kırmızı kadifesine sinmiş sigara kokusunu alabiliyordum. En huzurlu olduğum yerdi orası. Bir sigara daha yaktım, bu sırada kül tablasını düşürdüm. Yere düşen izmarit ve külleri temizlemek için uğraşmayıp kitabı okumaya başladım. Kitabın ilk sayfası geçtiğinde, sigaranın külünü kırmızılı çizgili kazağıma düşürdüm. Üzerime düşen külleri yere silkelerken kazağımdaki kırmızı çizgilerin, koltuktaki çizgilerle aynı hizada olmadığını görüp rahatsızlık hissettim. Koltuğun üzerinde biraz kayarak çizgilerin aynı hizada durmasını sağladım. Halbuki herhangi bir simetri hastalığım falan da yoktu. Kitabın 92. sayfasına geldiğimde dördüncü sigaramı yaktım. Kitabın bu sayfalarının çok sıkıcı olduğunu düşünerek, sayfaları atlayıp 102. sayfadan devam etmeye karar verdim. 165. sayfaya geldiğinde çişimi 12 sayfadır tuttuğumu fark edip birkaç sayfa daha idare edebileceğimi düşündüm. 172. sayfada ise iyice uykum gelmişti.




Bir ara uykuya dalmış olsam gerek ki kendime geldiğimde 186. sayfada olduğumu gördüm. Daha fazla tutamayacağımı anlayıp çişimi yapmaya karar verdim. Ayağa kalktığımda havanın iyice karardığını ama bu karanlıkta hala nasıl kitap okuyabildiğimi çözemedim. Camdan dışarı baktığımda kuvvetli bir fırtına başlamıştı. Işığı yakmayı denedim ama fırtına ile beraber elektrikler de kesilmişti. Olduğum odanın dışından bazı sesler duysam da onun aslında dışarıdaki fırtınadan kaynaklandığından emindim. Masanın üzerinden çakmağı aldım ama sigara paketini bulamadım. Eğilip koltuğun altına baktığımda paketi oraya düşürdüğümü gördüm. Elimi uzatıp paketi alırken, oturma odasının kapısında bir çift ayak görüp korkuyla kafamı koltuğa çarparak geriye doğru düştüm. Tekrar kapıya doğru baktım ama kimse yoktu. Aslında o ayakları, dışarıdan gelen ışığın oluşturduğu gölge olduğunu düşününce rahatladım. Bir sigara daha yaktım. Cama baktım ama orda gölge yaratacak bir ışık yoktu. Zaten sabit cisimlerin gölgeleri de hareket etmezlerdi. Çişimi o kadar tuttuğum için mi yoksa şu an ki korkudan mı bilmesem de iyice sıkışmıştım ve altıma işemek üzereydim. Öleceksem de altım kuru olmalı diyip çişimi yapmaya karar verdim. Çakmağı yakarak tuvalete doğru hızlı ve dikkatli adımlarla gittim. Tüm odaların kapısı kapalıydı. Bu tehlikeyi azaltıyordu. Banyonun kapısını kilitleyip çişimi yaptım. Her ihtimale karşı bir süre daha tuvalette bekledim. Bu sırada odalardan birinin kapısı açıldı. Evin dış kapısına en uzak yerdeydim. Üstelik banyoda diş fırçasından başka kendimi koruyabileceğim bir şey de yoktu. Diş fırçasının sapını çapraz ve ucu sivri olacak şekilde kırdım. Banyonun kapısını yavaşça açıp etrafı kolaçan ettim. Görünürde kimse yoktu. Aslında her şeyin fırtınanın sesinden ve gölgelerden oluşmuş olabileceğini düşünüp kendimi biraz rahatlattım. Çakmağın ışığıyla banyodan çıkıp birkaç adım atar atmaz odalardan birinin kapısının açık olduğunu fark edip korkuyla panikledim. Tekrar banyoya koşup kendimi oraya kilitledim. Korkudan nefes nefese kalmıştım. Banyo kapısına yaslanıp diğer taraftan gelen herhangi bir ses var mı dinlemeye çalıştım ama kendi nefes alışımdan bir türlü duyamıyordum. Nefesimi tutup kulağımı tekrar kapıya yasladım. Kapının diğer tarafında başka birinin nefes alışını duyduğumda korkuyla kendimi geriye attım ve klozetin üzerine düştüm. Üstelik Elimdeki diş fırçasını da kırmıştım. Klozetin üzerinden daha kalkmadan “kim var orada?” diye bağırdım. Cevap vermedi ama nefes alışını duyabiliyordum. Tekrar “kimsin sen?” diye kızgın bir sesle bağırarak sorsam da yine ses gelmedi. Hırsız olduğunu düşünüp “ne istiyorsan al siktir git evimden” diye tekrar bağırdım. Hala ses gelmiyordu. Kulağımı tekrar kapıya dayayıp dinleyecekken aklıma “The Shinning” geldi ve vazgeçtim. Nefesimi tutup sesleri dinlemeye çalıştığımda artık onun nefes alışlarını da duyamıyordum. Gitmiş olabileceğini düşünüp ya da öyle umup yavaşça banyonun kapısını açtım. Onu duyabilmek için nefes dahi almıyordum. Başımı tekrar banyo kapısından uzatıp etrafı kolaçan ettim. Kapıları kontrol ettiğimde hepsinin kapalı olduğunu gördüm. Yavaşça banyodan çıktım. İlk birkaç yavaş adımdan sonra mutfağa koştum. Bulabildiğim en büyük bıçağı aldım. Kendi kendime “şimdi gel orospu çocuğu” diyerek tüm odaları kontrol etmek için tekrar mutfaktan çıktım. Kontrol ettiğim her odayı tekrar kilitleyerek bir sonrakine geçtim. Tüm odalar boştu. Salona geçtim, burayı da iyice kontrol ettim ama burada da kimse yoktu. Ben banyodayken gitmiş olmalıydı çünkü orada olduğuna emindim. Laptop ve cep telefonum masanın üzerinde durduğuna göre hırsız da değildi. Belki de görmemişti. Her ne olmuşsa çok korkmuştum. Sigara kokulu, kırmızı kadife kaplı koltuğuma tekrar oturdum. Bir sigara yaktım. Ne yapacağıma sigaramı içip biraz kendime geldikten sonra düşünmeye karar verdim. Kazağımın çizgileri, yine koltuğun çizgilerine eşit olacak şekilde uzandım. Sigaramdan derin bir nefes çektim. Sigaranın ateşi o karanlıkta fener gibi yanıyordu. Banyoyu ben çıktıktan sonra tekrar kontrol etmediğim aklıma geldiğinde sigaranın son derin nefesini çekiyordum. Sigaranın ışığıyla beraber başucumda duran adamı gördüm. O an gördüğüm son şey elindeki baltayı kafama indirdiğiydi.


Gözlerimi açtığımda korkuyla yataktan fırlayıp ışığı yaktım. Elektrik vardı. Derin bir nefes alıp tekrar koltuğa oturdum. Su içerken dökmüş olsam gerek ki oturduğum yer ıslaktı. Biraz daha kenara kayıp koltuğun ucuna oturdum. Bir sigara yaktım. Yere düşürdüğüm kitabı aldım. Kitabın kapağına baktığımda rüyama giren katilin resmini gördüm. Ayraç koymak için okurken nerde kaldığımı hatırlamaya çalışsam da son sayfaları yarı uykulu okuduğum için yerimi kestiremedim. Bende yuvarlak hesap yapıp ayracı 200. sayfaya koydum. Yüzümü ovuşturup gördüğüm rüyayı hatırlamak maksadıyla tekrar düşündüm ve etkisinden kurtulmaya çalıştım. - Çişim gelmişti, adamın sesini duymuştum,  ayağını görmüştüm, banyoya gidip çişimi yapmıştım, adam dışarıdaydı, yine sesini duymuştum kendimi banyoya kilitle…! Çişim vardı, çişimi yapmıştım, çiş! Islak koltuk! Amına koyim!


Related Posts with Thumbnails