31 Aralık 2009 Perşembe

Hani hep derler ya "gerçek bir hikayeden esinlenilmiştir" diye, işte ondan


Havada yoğun bir sis ve nem kokusu vardı. Bir yandan Yusuf’u deniz tutuyordu,  bir yandan da Yusuf gaz lambasının ışığı altında kesesindeki madalyaları çıkarıp tek tek siliyordu. Onları eline alıp tekrar tekrar silmek hem hoşuna gidiyor hem de midesinin bulanmasını az da olsa ona unutturuyordu. Başucunda duran sudan bir yudum alıp elinin tersiyle pala bıyıklarını sildi. Kafasını uzatıp camdan dışarı baktığında sisten başka bir şey göremeyince tekrar yatağına uzandı ve kendine bir sigara yaktı. Günlerce sürecek yolculuğun ardından koca okyanusu aşıp ülkesine döndüğünde onu nasıl karşılayacaklarını düşledi. Yusuf’a öylesine tezahürat edeceklerdi ki 140 kg.luk iri cüssesine bakmadan onu omuzlarına alacaklardı. Bu düşle beraber Yusuf uykuya daldı. Rüyasında memleketine döndüğünde daha gemiden inmeden ona tezahürat yapan insanları duyuyordu. Bu düşünce, Yusuf’u rüyasında bile keyiflendirmişti. Her keyiflendiğinde yaptığı gibi uykusunda da o pala bıyıklarını iri kalın parmaklarıyla sıvazladı. Yusuf’un ağır uykusu ve horlaması gemiden gelen ilk çığlıkları duymasına engel oldu. Aslında Yusuf, tüm sesleri duyuyor ama kendini hâlâ o güzel rüyada sandığı için kulak asmıyordu. Dışarıda giderek artan seslere aldırış etmeden uykusuna devam ederken kulakları delercesine çalan İrlanda bandıralı Crmartyshire şilebinin sireniyle bir anda yattığı yerde o iri gözlerini faltaşı gibi açılmış, daha kendine gelip yatağından kalkamadan şilep Yusuf’un da içinde bulunduğu 721 yolculu Fransız bandıralı La Bourgogne transatlantiğine çarpmıştı. Yusuf yataktan yere düşse de çevik bir hareketle tekrar ayağa fırlayıp kamarasından dışarı âdeta sıçramıştı. Yolcuların büyük bölümü çoktan geminin güvertesine çıkmış, birbirilerini ezmeye başlamıştı bile. Geminin tayfaları insanları sakinleştirmekte ve ezilmelerini engellemekte zorlanınca bellerindeki silahları çıkarıp havaya ateş açmak zorunda kaldı. Silahlardan çıkan patlama sesleri yolcuları bir nebze olsun sakinleştirdi. Bunu fırsat bilen tayfalar filikalara binmeleri için yolcuları bir yandan sıraya sokuyor bir yandan da yeterince filikaları olduğunu söyleyip sakinleştirmeye çalışıyordu. Yusuf, güverteyi kontrol ettiğinde yolcu sayısına göre gerçekten de yeterince filika olduğunu gördü. Bir an olsun rahatlamakla birlikte aklına ilk gelen şey filikada onu feci şekilde deniz tutacağıydı.


Yolcular düzgün bir şekilde sıraya geçip hızla filikalara bindirilirken kadın yolculardan biri elinden tuttuğu çocuğuyla insanları geçip filikaya binmeye çalışıyordu. Ama ön sıradaki yolcular onu engelliyordu. Kadın, çocuğunun elinden tutmuş inatla filikaya binmeye çalışırken oluşan arbede sırasında tayfalardan biri silahıyla kadını göğsünden vurdu. Karısının vurulduğunu gören adam can havli ile karısının ve çocuğunun yanına doğru koşarken aynı tayfa adamın kendisine saldırdığını düşünüp paniğe kapılarak adama ateş ederek adamı oracıkta öldürdü. Yolcular korkuyla tekrar yerlerine geçip tek sıra hâlinde filikalara binmeye devam ettiler. Yusuf koşarak kamarasına geri döndü. Yatağının altındaki altın kemerini beline bağlayıp yastığın altındaki altın madalyalarla dolu keseyi de altın kemerine bağladıktan sonra tekrar güverteye koştu. Yolcuların neredeyse tamamının filikalara bindiğini ve tayfalar için son filikanın hazırlandığını gördü. Tayfalar Yusuf’a çabuk olmasını işaret ederken Yusuf bir şey unuttuğunu fark edip koşarak kamarasına döndü. Kamarasındaki masanın üzerinden gazete sayfalarını alıp tekrar güverteye koştu. Güverteye geldiğinde gemide ne filikalar kalmıştı ne de kendinden başka kimse.


..........Yusuf, 1857 yılında şu an Bulgaristan sınırları içerisinde olan Karalar köyünde doğdu. Daha çocukluğunda iri gövdesi ile güreşe müsait bir yapısı vardı. Çocuk yaşta Kel İsmail Pehlivan’ın çırağı olarak yetiştirildi. Gençlik yıllarında gerek kabiliyeti gerekse cüssesi ile antrenman için bile güreşecek yaşıt bulamaz, yaşça kendinden büyük insanlarla güreşirdi. Yaptığı güreşlerde rakip tanımadan kısa sürede herkesi tuş ederdi. Sonunda 26 yaşındayken gelmiş geçmiş en büyük güreşçilerden olan Kırkpınar başpehlivanı Aliço’nun karşısına çıktı. Saatlerce süren güreş sonrası iki güreşçi bir türlü yenişemedi. Aliço, “Bu meydan bundan sonra senindir artık. Senin gibi bir pehlivan ortaya çıktıktan sonra gözüm arkada kalmadan ayrılacağım buralardan” diyerek başpehlivanlığı Yusuf’a vermiş, Yusuf da bu ünvanı ölene kadar bırakmamış, dönemin en iyi güreşçileri bile Yusuf’un üstünlüğünü kabul etmişti.


Bu dönemlerde filozof Rıza Tevfik tarafından Yusuf’a “Koca” ünvanı verildi. Yusuf bir efsane olup artık Koca Yusuf olarak hatırlanacaktı. Koca Yusuf’un yaptığı yüzlerce güreşte namı ülkenin her yerine yayılmış en sonunda Fransız bir sirk cambazının dikkatini çekerek güreştirilmek için Fransa’ya götürülmüştü. Fransa’da yaptığı sayısız güreşte saniyeler içinde rakiplerini tuş etmiş, dünya şampiyonu ile yaptığı güreşi ise sadece 4 saniyede kazanarak herkesi hayretler içerisinde bırakmış, namı artık tüm dünyaya hızla yayılmaya başlamıştı. Karşısına çıkacak rakip bulunamayınca Koca Yusuf un karşısına peş peşe iki güreşçi çıkarılır,  Koca Yusuf dakikalar içerisinde rakiplerini yenince bu sefer Koca Yusuf’un karşısında 20 dakika dayanabilene büyük paralar vaat edilir oldu. Tüm bunlara rağmen Koca Yusuf’u kimse yenemiyor, bu şartlarda dahi karşısına rakip çıkmıyordu. Bu yüzden 1898 yılında Koca Yusuf güreşmek için Amerika’ya gitti, Amerika macerası da böyle başladı.


Koca Yusuf’un namı Amerika’ya kendinden önce gitmişti. Amerika’da bile kendine rakip çıkmıyor, Koca Yusuf’un meydan okumasına ise kimse karşılık vermiyordu. Amerikan gazeteleri ise Koca Yusuf’la röportajlar yapıyor, Koca Yusuf’un meydan okumasına cevap vermeyen güreşçileri alaya alıyordu. Amerikalılar, Koca Yusuf’tan "Güreş âleminin İskender'i, Napolyon'u” diye söz ediyorlardı. Tıpkı Fransa macerasından olduğu gibi güreşecek rakip bulmakta zorlanan Koca Yusuf’un karşısına çıkarılan Amerika’nın en ünlü güreşçileri, en iri insanları saniyeler içerisinde tuş olup kalıyordu. Koca Yusuf’un karşısına rakip çıkarmak için sürekli kuralları Koca Yusuf’un aleyhine değiştiriyorlardı. Her şeye rağmen Koca Yusuf’un sırtını yere getirecek bir güreşçi karşısına çıkmıyordu. Koca Yusuf’un Amerika'daki en meşhur güreşi John F.Mc.Cormick ile yaptığı güreşti. Anlaşmaya göre Koca Yusuf Mc.Cormick'i bir saat içerisinde üç defa tuş yapacak, yapamadığı takdirde mağlup sayılacaktı. Buna rağmen güreş sadece 7 dakika sürmüştü. Vatanından uzakta geçirdiği bunca süre içerisinde 800’e yakın madalya kazanan Koca Yusuf, artık iyice ülkesini ve ailesini özlemişti, geri dönmek istiyordu. Koca Yusuf sonunda 21 Mayıs 1898'de New York'tan Fransız bandıralı da Bourgogne Transatlantiği'ne binerek ülkesine doğru yola çıktı..........


Koca Yusuf kamarasında bir şey unuttuğunu fark edip koşarak kamarasına döndü. Kamarasındaki masanın üzerinden kendi hakkında yazılmış olan gazete küpürlerini ve resimleri kocaman eliyle avuçlayıp tekrar hızla güverteye koştu. Tayfaların son filikalarla Koca Yusuf’u beklemeyip denize indiğini gördü. Geminin kenarında koşturarak gemiden son ayrılan filikayı aradı. Tayfaların bindiği son filika henüz denize inmiş, tayfalar halatları kesip kürek çekmeye başlamışlardı. Geminin kenarlıklarına çıkarak filikaya doğru suya atladı. Koca Yusuf’un suya atlamasıyla iri gövdesinin sıçrattığı sular filikadaki tayfaların neredeyse tamamını sırılsıklam yapmıştı. Koca Yusuf’un filikaya binmek için kendilerine doğru yüzdüğünü gören tayfalar Koca Yusuf’un iri gövdesiyle kendilerini batıracağını düşünerek telaşa kapılıp hızla kürek çekmeye başladılar. Koca Yusuf hızla birkaç kulaç atıp can havli ile filikanın kenarına tutunup adeta mengene gibi yapıştı. Koca Yusuf filikaya binmeye çalıştıkça filika yan yatıyordu. Tayfalar iyice paniğe kapılıp Koca Yusuf’un filikaya çıkmasını engellemek için ellerindeki küreklerle Koca Yusuf’un başına ve filikaya tutunan ellerine vurmaya başladılarsa da Koca Yusuf’un mengene gibi yapışmış ellerini filikadan ayıramadılar. Tayfalar bir yandan Koca Yusuf’a kürek darbeleri indirip bir yanda da Koca Yusuf’un parmaklarını filikadan ayırıp onu denize atmaya çabalıyorsa da Koca Yusuf’un tek bir parmağını dahi oynatamadılar. Aldığı onca darbeden sonra kanlar içinde kalan Koca Yusuf’un kanlı yüzünü gören tayfalardan biri iyice korkarak halat kesmek için kullanılan baltayı alarak Koca Yusuf’un bileklerine ardı ardına defalarca indirmeye başladı. Koca Yusuf’un filikaya mengene gibi yapışmış ellerini, ancak bileklerinden keserek ayırabildiler filikadan. Bilekleri kopan Koca Yusuf, denize düştü, boğulmamak için suda çırpınmaya başladı. Ama beline taktığı altın kemerin ağırlığıyla suyun üzerinde duramıyordu. Kemeri çıkarmaya çalıştıysa da kesilen bilekleri yüzünden başaramadı. Tayfalar hızla kürek çekip uzaklaşırken Koca Yusuf’un artık dermanı kalmamış, gücü tamamen tükenmişti. Gücü biten Koca Yusuf sonunda okyanusun soğuk mavi sularına batıp kayboldu.


Koca Yusuf hiçbir zaman evine dönemediği gibi onun hiçbir zaman mezarı da olmadı. Bir rivayete göre Koca Yusuf’un bedeni Azor adaları sahilinde bir rahip tarafından bulunmuş ve bir kilisenin bahçesine gömülmüştür. Ama dünyaya nam salan adı ve gazetelerin arşivleri onun unutulmasına izin vermemiştir. O “dünyanın sırtını yere getiren adam”dır.












5 yorum:

sanitabant dedi ki...

cem yılmaz yahşi batıdaki aziz vefa karakterini koca yusuftan etkilenerek mi yazdı ki aceba?

birfincankahveiçinbirpenny dedi ki...

zannetmem o karakter daha çok, padişah tarafından amerikaya 3 türkle birlikte hediye olarak bir anıt ve bir devenin gönderilmesinden etkilenilmiş gibi geliyor. (türklerden birinin akıbeti bilinmiyor, diğeri meksikada zengin oluyor(muş) sonuncusuda gittiği kasabanın birinde şerif oluyor(muş). )

sanitabant dedi ki...

ha yanlış söylemişim,karakteri baştan sona ondan esinlenerek yarattı manasında diildi.Aziz vefa bi foto gösteriyo ya araba soyulmadan az evvel yollu ingiliş karıya?hah azizin tipi ve pozu, koca yusufun gazetedeki haliyle hemen hemen aynı.Bıyıkların burma burma kıvrımı bile.Birde bu yağlı güreş muhabbeti var ya finalde, kimi bulsa saniyesinde deviriyo aziz?koca yusuf gibi işte yav:)
son dahiyane tespitimde şudur, filmin sonunda azizle şerif vahi özün güreşi var ya biliyosundur, bilmiyosan da hiç önemli diil bu gidişle filmi baştan sona anlatcam zaten:)o güleş sankim koca yusufun ey amerika yedirmem ezdirmem kendimi sana durumuna bi gönderme gibi geldi bana.Evet evet bana gelenler gelmiş hakkaten:))

birfincankahveiçinbirpenny dedi ki...

haklısın, tip olarak oldukça benziyor fikir olarak esinlenilmiş olabilir. filmde en çok hatırımda kalan barış çubuğu içilen sahneydi :) onun dışında genel olarak filmi çokda beğendiğim söylenemez

sanitabant dedi ki...

bi püsküüt bi bişey var mı abi:)

Related Posts with Thumbnails