3 Mayıs 2009 Pazar

Godot'yu beklerken


Dakika başına “Bilhan” deme rekorunu egale etmek için yoğun çaba göstermesi, özellikle hasta olma sırası bende iken yine kendini yataklara atması, yakalanacak hastalık kalmayınca centilmenlik dışı hareketlerle böbreklerinde böyle zor günler için biriktirdiği taşları dökmeye başlaması bana yapmış olduğu büyük bir haksızlıktı.

Evdeki eski huzurlu günlerime dönmek amacı ile, yani her düşünceli sevgili gibi partnerimin bir an önce iyileşmesi umudu ile önce hastaneden randevu alıp ertesi gün randevu saatinde hastanenin yolunu tuttuk.

Hastaneye vardığımızda görevli kadın “yukarıdan 1.5 lt su alıyorsunuz, arkadaşlarımız onu ilaçlayacak ve hastaya içireceksiniz. Hasta sıkışınca bize haber verin ultrason için içeriye alacağız” dedi. Anlamadığım için “sıkışmak derken” diye cevap verince, kadın “tuvaleti gelince beyefendi” diye beni bozarak cevap verdi.

Ne var ki 1.5lt su bitmesine rağmen beklenen olmamıştı. “Hadi gidelim, hala gelmedi” dedim. “Bekleyelim, gelecek”, dedi. Biz beklemeye devam ederken hastane de yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı. Bu arada benim siyah noktalarım can sıkıntısından hasta tarafından, büyük acılar çektirilerek sıkılmaya da başlanmıştı

Hastanede bizden başka kimse kalmadığı halde biz hala beklemekteydik ki mesai saati de bitmek üzereydi. Zaten hala gelmemişti. Tekrar ofise dönmem gerektiği için gitmek istedim ve aramızda aşağıdaki şu konuşma geçti.

- Gidelim
- Gidemeyiz
- Neden
- Godot’yu bekliyoruz

Hiçbir zaman anlamamıştım Samuel Beckett’i. Sonunda bir çiş olayında idrak edebilmiştim onu.

2 yorum:

Melih Dere dedi ki...

şuraya düzgün bişi yaziim da, blogunda bi tane olsun sanatsal yorum bulunsun:)

vilademir de varolma sancıları çekiyordu. Ki oyunun kendisi gibi vilademir de sancılar da sanrıydı. Tıpkı bu durumda gibi olan genç bilhan, partnerinin böbrek sancısını kendisinin varolma sancısıyla birleştirip, çiş beklemeyi "godoyu beklemek" gibi algılamış ve okuyucu üstünde derin tessürler uyandırmıştır. Sağol varol bilhan.

partnerine geçmiş olsun dileklerimle...

mhmn dedi ki...

tam da burada "godot içimizde" klişesi çok bi uydu sanki :))

üç sene önce izlemiştim bu oynu. lucky ile efendisinin ilişkisi oldukça manidardı. hele oynun devamında efendinin kör, uşağın sağır olması...
her iki dünya savaşı sonrasında, belki de dünyanın en iyi yapıtlarını verdi edebiyat alemi. özellikle 2. dünya savaşı avrupasında yaşamış yazarların hayatı, iktidarı, varlığı ve yokluğu sorgulayışlarını düşününce, imkansızlıkların ve zorlukların insanların kalemini nasıl da güçlü kıldığını görüyoruz. insanoğlu ne kadar da tezatlarla dolu. hakikaten "herşey zıttıyla var".
neyse... bu konu çok uzun.
ben size geçmiş olsunları dileyeyim.. :)

Related Posts with Thumbnails