24 Nisan 2009 Cuma

"şimdi bir çok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın başından başlayabilirim"

Hiçbir zaman benimseyememiştim soyadımı. Hayatımın hiçbir döneminde bana ait hissetmemiştim. Soyadımı bana kazandıran şahıslara ait anlatacak melankolik anılarım bile yoktu. Üstüne üstlük, kızdığım zamanlar olsa da hep sevmiştim onları. Bu yüzden yazı içerisinde isyankâr evlat tiriplerine de girmeyeceğim.

Herkes gibi bende tüm şiddeti ile yaşamıştım kuşak çatışmasını. Doğu kökenli bir babanın, doğuda doğmuş ikinci çocuğu olmak ve ergenliğini İzmir gibi bir şehirde geçirmek bu kuşak çatışmasının şiddetini pek tabi arttırmıştı. Bu batılı şehirde beni korumak istediği birçok tehlikeli alışkanlıklar da vardı üstelik. Bu tehlikeli alışkanlıklardan korunmam için gerekli önlemleri almaya kalktığında ise ben çoktan hepsine bulaşmıştım bile.

Hayat devam eder, bizim boylarımız uzar ve biz kıllanırken, ya fark etmemişti benim tıraş olmaya başladığımı ya da ben bu tıraş olayına gerektiğinden daha erken girişmiş olacaktım ki bu konuda hiç onun engin tecrübelerinden faydalanamamıştım. Bir tıraş bıçağını nasıl kullanacağımı ondan göremedim hiç. Bana kadınlar hakkında anlattığı tek ve kısa eğitim ise köpeğimizi bir başka köpek ile çiftleştirirken gerçekleşmişti. Sanıyorum ki o da fırsat bu fırsat diyerek üstlenilen bir görevin yerine getirilmesiydi. Neyse ki ben yine her şeye olduğu gibi bu konuda da gerektiğinden daha erken müdahale ettiğim için sağlıklı bir cinsel yaşama sahibim. Yoksa o konuşmanın pek iç açıcı olduğunu söyleyemem. Lise yıllarımda ise ona sigara ile yakalandıktan sonra tahmin ettiğim dayak yerine beklemediğim bir nasihat ve sert bir uyarı ile karşılaşmıştım. Nitekim bu uyarı yıllar içerisinde tekrarlanacaktı. Hatta henüz reşit olmadığım yıllarda eve sarhoş gelmelerim görmezlikten gelinmiş, alkol komasının kıyısından döndüğüm zamansa 3. bir ağızdan “içmesini bilmiyorsa içmesin” talimatı gönderilmişti ki olay anında kendi kusmuğumla boğulmama ramak kalmıştı. Sanıyorum ki bir erkek evlat olarak içki içmem onun hoşuna gidiyor ama bunu adabı ile yapmamı istiyordu. Hayat hala devam eder ve kendim ile ilgili bazı kararlar almam gerektiği zaman ise hep zamanında müdahale ederek benim adıma tüm kararları verir ve bu zamanlama konusunda asla ıskalamazdı.

Çocukluğumdan beri hep annemin ölümü babamın ölümünden daha acı olacağını düşünürdüm. Bir başka deyişle babamın ölümüne katlanabilir, bunu olgunlukla karşılayabilirdim. Ama dedemin bu hafta başındaki vefatından sonra bazı şeyleri tekrar sorguladım ister istemez.
-Artık kimseye dede kelimesini kullanamayacaktım, çünkü hiç dede kalmamıştı (ilki ben doğmadan birkaç gün önce ölmüş). Bu durum bana garip ve iç sızlatıcı bir his veriyordu.
-Çocukluğumda bunun farkına varamasam da, onun ölümüne katlanabilirdim tabii ama bu hiç sandığım kadar kolay olmayacaktı.
-Soyadımı söylerken artık onu biraz daha bana ait hissediyordum. Bu hisse sahip olmak için onu bana veren insanın ölmesinin gerekmesi ise ayrı bir utanç mevzuu.

Henüz 18 yaşında karşı çıkmalarına rağmen İstanbul’a geldiğimden beri hiçbir aile üyesini yılda 1 haftadan daha uzun süre görmedim. Mümkünse bu durumunda böyle kalmasını sağlayacağım. Ayrı yaşadığım bunca süre içerisinde babamın beni korumaya çalıştığı tüm o tehlikeli alışkanlıkları, hatta benim için vazgeçilmez olan samsun 216’yı dahi bırakmıştım. Tek alışkanlığım olan içkiyi ise “içmesini bilen biri olarak” yani tam babamın istediği gibi “adabı ile” içiyordum. Belki de bugüne dek onu eleştirirken hep haksızlık yapmıştım.

"ve şimdi bir çok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın başından başlayabilirim".

8 yorum:

Melih Dere dedi ki...

Yazının başlığını cidden sevdim. Ama ilk okumaya başlarken bu sevgiyi yaşayamıyor insan. Ne zaman yazı okunup bitiyo, bi bakıyo ki "anaaa, lan ben bu yazının başlığını ne zaman sevdim"

Acaba böyle içsel şeyleri yazınca raiting daha mı fazla oluyo. Bunu ben de deneyeceğim:) Mesela şöle: Bigün sigara içerken peder bey yakaladı, bana bi koydu... :)

birfincankahveiçinbirpenny dedi ki...

çok terbiyesiz adamsın..bir duygu yoğunluğu içerisinde yazıp asmışız mahvettin hislerimi :))

Maya Monoke dedi ki...

başın sağolsun. dedeler günü olmadığı için şanslısın.

birfincankahveiçinbirpenny dedi ki...

haklısın...bir ölümden nasıl bir ders çıkarılabilir açıklaması zor ama, öyle oldu biraz

bahtsız bedevi dedi ki...

Her şey iyi hoş da, bu siyah fon gözlerimi mahvetti açıkçası. Daha önce birkaç kişiye bu uyarıyı yapmıştım, sana da yapayım, cidden okumayı oldukça zorlaştırıyo bu kontrast. Her ne kadar siyah hoş dursa da buna bi çözüm bul bence.

birfincankahveiçinbirpenny dedi ki...

daha önceki formatı gayet klasik ve hoş tu ama biraz değişiklik yapmak istedim...yine değiştireceğim elbet..

mhmn dedi ki...

"şairin de dediği gibi..." :)

gün gelecek, şöyle yaptımların yerini, şimdi olsa şöyle yapardımlar alacak... aslında o kitap her daim baştan yazılabilir...

belki bir bakmışsın, "amentü"den alıntılarla kurmuşsun cümlelerini...

ölümün çok güçlü bir enerjisi var ve insana ister istemez kendisinden söz ettiriyor. Bıraktığı, götürdüğünden daha büyük...

Maya Monoke dedi ki...

Evet bu cumle cok yerinde oldu "biraktigi goturdugunden daha buyuk..." ne kadar bir sey iste!

Related Posts with Thumbnails