3 Mart 2009 Salı

"İmkansızı iste, sınırsız yaşa", yada diğer bir reklam repliğinde söylendiği gibi "her zaman daha fazlasını iste"

Yoğun bir is var sanki havada, tik gibi bir şey sanırım, İstanbul'un içine şehir dışından gelip girince öksürmeye başlıyor insan... Onca arabayı ve egzostlardan çıkan dumanları görünce, sanki bir refleks... Harp alanı gibi, cengaver gibi insanlar, içindeki tüm hümanizmi alıyor insanın. Halbuki daha bu şehirde yaşamaya başlamadan öylesine severdim ki bu şehri... Şimdi bakıyorum da İstanbul da gökyüzü mavi değil..

Herkes gibi Pazartesi'nden nefret ediyorum. Herkeste bir koşuşturmaca, gülen bir surat bulmak o kadar zor ki. Hesap yapıyorum bir insan sevdikleriyle olduğundan çok çok daha uzun bir süre sevmediği bir işi yapıyor gün boyunca. Hatta genellikle sevmediği insanlarla beraber. Düşünüyorum neden diye? Bizi neyin mutlu ettiğini dahi bilemiyoruz belki de. Aklıma Fight Club gelir hep böyle cümleler kurdukça.


Küçük yaşlarda sorarlar hep, “büyüyünce ne olacaksın çocuğum"... Sayar çocukta, “doktor / avukat / asker / öğretmen / orospu”

Bir önceki nesilden bir sonra ki nesile devredilen en büyük miras nedir biliyormusunuz?

Bir çocuğum olduğu zaman umarım balıkçı olmayı ister, yada çiftçi, hayvancılıkla falan uğraşsın işte ne bilim. Hemen hemen her insan emekli olduktan sonra küçük bir kasabaya, mümkünse bir sahil kasabasına yada buna benzer bir hayal kurar. Hemen hemen her insan mal dır diye düşündüm bu yüzden bir süre boyunca. Bunun için çok para gerek olduğunu mu zannediyorlar falan diyordum. Ta ki ben bu hayali gerçekleştireyim dediğim zamana kadar. Nedendir bilinmez ama olmuyor, ruh meselesi belki de alışkanlık... Belki de ne istediğimizi bilmiyoruz hala. Gelip Büyükşehirlerde kendimizi miktiririz ama erken emeklilik fikri akla gelince olmuyor. Nedendir bilmiyorum ama hala çözemedim. Sanırım bir önceki nesilden kalan mirastan dolayı.

Bir önceki nesilden bir sonra ki nesile devredilen en büyük miras nedir biliyormusunuz? İşçi. Varolan sisteme işçi yetiştirmektir bir nesilden bir nesile bırakılan o miras. Yoğun iş temposu, giderek asosyallaştırılmak ve özendirmek... Fanatizm yollarını kullanmak ise en iyi yöntemleri bu sistemin. özellikle “özendirmek” var ki büyük bir ikna yöntemi. Bir süre önce Antoloji yazarlarından birini oldukça kıskanmıştım, ama söylediğine göre aslında oda bir penguenmiş... Yani yolda gördüğümüz pazartesi sabahları koşturan takım elbiseli insanlardanmış... Kıskanmıştım, benim yapmayı isteyipte yapamadığımı yani varolan bu sitemin dışında kaldığını düşünmüştüm. Ne yazık oda bir işçiymiş.

Bu sistemin ayakta kalmasının tek nedeni ise istemektir… beslendiği tek şey bu. Her zaman daha fazlasını istemek, haddimizden fazlasını istemek, doymamak.

Bir gün kızılderili beyaz adama demiş ki, "son balık öldüğünde, son nehir kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde, paranın yetmediğini anlayacaksınız"

4 yorum:

Maya Monoke dedi ki...

o gün zaten 2012 olmuş olacak. dermişim!

birfincankahveiçinbirpenny dedi ki...

ne hikmet var o 2012 de hiç bilmiyorum ama birçok kahin in ve maya ların felaket senaryoları bu tarihe rastlaşmış durumda..tanışacağız bakalım merduckla...

Maya Monoke dedi ki...

deniyor ki, 25 bin yılda bir kutup kayması yaşanıyor dünyada. işte 2012 o döneme denk geliyor. foton kuşağı falan deniyor.... bir sürü şey işte. yani hasat zamanı... kötü bişi kötü.

birfincankahveiçin birpenny dedi ki...

eğer 100 çift yaşarsa soyumuz devam edecekmiş..breh breh, o 100 çifttin içinde olsam muhtemelen kalanınıda ben öldürürdüm, çok iyi bir haltmışız gibi sanki .) bari geride kalanlar kurtulsun...

Related Posts with Thumbnails