23 Mart 2009 Pazartesi

A noktasından B noktasına giden yakın geçmişten anılar-1

Soru : İki nokta arasında gidilebilecek en kısa yolu bulabilmek için kullanılacak tekrarlı permütasyon formülü nedir?

Yer Mercedes otobüsleri, orta kapı yanı, cam kenarı, hareket hali. Kafa cama yapışık, zamansız uyuklamalar ardından dudağın sağ köşesine salya birikmiş. Kulağımda kulaklık dilimde Where is my mind süre 3 dk 51 sn. Yanımdaki liseli veledin kalkması ile açtım tekrar gözlerimi. Dudağımın sağ köşesine biriken salyadan bir miktar koluma akmış. Ağızımı silerken hemen orta kapının önünde inmeye hazırlanan hatuncukla göz göze geldim. Gayet kokoş giyimli ve ağır makyajlı bir hatundu. Gözlerine ve çevresine yaptığı özel ve ihtişamlı makyaj sayesinde gözleri, uzunları yakmış araba farını andırıyordu. Gayet iğrenmiş bir şekilde bana bakıyor, o bana bakarken ise gözleri, bana sanki sellektör yapıyormuş gibi geliyordu. Kolumdaki salyayı farkettim ve çaktırmadan sildim. Kendi iğrençliğimden utanıp gözlerimi kapadım...Sanırım en iyisi bir süre uyumuş numarası yapmaktı...

Otobüs durunca hatuncuk otobüsten neyse ki indi. Biraz daha uymaya niyetlenerek tekrar gözlerimi kapattım. Kulağımda kulaklık, bu sefer Led Zeplin-Stairway To Heaven,süre 5 dk 05 sn. Birden bire izleniyor hissine kapıldım. Sol gözümü hafif kısarak etrafı kolaçan ederken 40-50 yaşlarda sevimsiz yüzlü bir kadının gözlerini bana diktiğini farkettim. Belliki bana psikolojik baskı yapıp yerimi alacak. Yemezler, kendi götümle ısıtmışım bu kış günü hayatta bırakmam. Kadın kaşlarını çatarak bana bakmaya başladı. Tırstım nedense. Cıngar çıkaracak birine benziyordu. Gözümü kapatıp tekrar uyuyor numarası yapmaya karar verdim. İnsan bir kere kıllandımı duramıyordu. Merakla gözümü açıp açıp bakıyorumdum, bakmaya devam ediyor mu diye. Bana odaklanmış kaşlarını çatmış ve gözlerini halen bana dikmiş durumdaydı. Psikolojik olarak kendimi suçlu hissetmemi sağladı. Ama hemen pes etmemeye ve telepatik yönden savaş açmaya karar verdim. Otobüs durağa geldi ve kapılarını açtı. Yolcular indi ve tekrar kapı kapanıp hareket edince kadının inmiş olabileceğinden duyduğum rahatlıkla gözümü açtım. Kadın yerinde değildi. Rahat bir nefes almıştım ki, yan koltuğun önünde dikelmiş ve kendi gibi yaşıtlardan oluşan bir grubuda arkasına almış gençlerin artık ne kadar saygısız olduğunu anlatmaya başlamışdı. Üzerimdeki baskıyı iyiyce hissetmeye başladım. Grup olarak saldırıyorlardı. Hissediyorumdum, hepsi birlik olmuş benim koltuğuma göz dikmişlerdi. Sanki ben kalksam üçü dördü birden üst üste o koltuğa oturacaktı. Gitgide söylentiler arka koltuk ve yan sıradaki koltuklara sıçramaya başladı. Mahalle baskısı dedikleri şeyin ne demek olduğunu o an anladım. Yanlış bir hareketimle linç girişiminde bile bulunabilirlerdi. O kadar çok söylendilerki yan sırada oturan kırklı yaşlarda bir adam ve genç bir kız yer verdi. İkisi oturdu, beni izleyen kadın hala tepemde gözlerini bana dikmiş durumdaydı. yanımda ki adam da rahatsız oldu ki yer vermeye hazırlanıyordu. Lanet olsun, tamda yanıma olmazki. Adam dayanamayıp kadına sonunda yerini verdi. Kadın kafasını çevirip hala bana bakmaya devam ediyordu. Bir yandan da otobüste topladığı grubuna gençlerin saygısızlığını anlatıp duruyordu. Bir adımı söylemediği kaldı otobüste. Kafamı cama yasladım, müziğin sesini sonuna kadar açtım ve mırıldanmaya başladım... Duman-Belki alışmam lazım, 3 dk 32 sn.

Gözlerimi tekrar açtığımda yanımda oturan menopoz kalkmaya hazırlanıyordu. Belki otobüsün merdivenlerinden düşer diye bekleyip gözlerimi uyumak için tekrar kapatmadım. Bekledim, ama düşmedi. İndikten sonra bana beddua eder gibi bir bakış attı. Elimle camın arkasında nah işareti yaptım. Dudağımda Kevin Spacey'in American Beauty'deki meşhur gülümseyişi oluştu...

Otobüs biraz daha boşalmıştı. Yanıma 20-21 yaşlarda bir veled-i zina oturdu. Jöleli saçlarına, yırtık kot pantolonuna, parlak ayakkabılarına, doggy style sevişen bir çifti anımsatan tişörtüne ve iğrenç deodorant kokusuna kıl olmuştum. Bir çeşit emo idi sanırım. Ağızında cart cart çiğnediği sakızı balon yapıp patlatıp duruyor, aynı anda benimde ona bir kafa patlatasım geliyordu. Uykumun içine etmişti. Önümde ayakta duran benim yaşlardaki elemanda gayet gıcık olduğunu belli edip, çocuk sakızı her patlatışında cık cık cık diye söyleniyordu. Bir süre sonra elemanın cıklamalarına bende katıldım. Bir başkası "bu gençlik nereye koşuyor böyle" benzeri söylenmeye başladı. Bende elemanlara yeni yetişen nesilin ne kadar saygısız olduğundan söz ettim. Hep birlikte bana hak verdiler. Sonraki durakta emoya gıcık olan iki eleman, emoyla birlikte otobüsten indi. Halbuki elemanlar Taksim'de ineceklerinden söz ediyorlar. Tekrar uyumaya çalışarak kafamı cama yasladım. Kulağımda Joan Osborne-One of Us, 4 dk 24 sn.

"If God had a Name What would it be"

2 yorum:

Melih Dere dedi ki...

Eğer tanrının bi ismi olsaydı, Joan Osborne'nun da dediği gibi bu "bir" olmazdı:)

Herkesin tanrısı farklı farklı hala. Üstelik tanrının birliği ve beraberliğini de kullanıcılar kutsamış durumda. Şu soru ne zaman sorulacak mesela: Hakikaten de lan. Herkes tanrı birdir diyor ama herkesin bambaşka tanrısı var. Güya çok tanrılı dinler yok artık :) Şimdi burdan yola çıkarsam başka konulara dalacam. Ben yorum yazıyordum di mi...

birfincankahveiçinbirpenny dedi ki...

kendi blogunun suyu çıktıysa burayıda kullanabilirsin tabi .)
bu din olayı beni boza abi, ne ben girim ne sen çık...sana Duman'dan "hayatı yaşa" şarkısını öneriyorum .)

Related Posts with Thumbnails