13 Mart 2009 Cuma

Ben, o ve uykusuz geceler, başka bir deyişle "halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti"...

Uykusuzluk… Dayanmakta zorlanıyorum. Uyku ilaçlarını kullanmalıyım beklide. Mutlaka daha erken uyumasını sağlamak zorundayım.

Aylarca süren bir uykusuzluk bu. Gece uyumamalarının ardından başlayan gündüzleri kalkamama, işe geç gitme, bu yüzden patrondan fırça yeme, uykusuzluk yüzünden fincanlar dolusu kahve içme ve aynı nedende tüm günün b*k gibi geçmesi. İnsan vücudunun uykusuzluk konusundaki zaaflarına şahit oluyordum. Aklım dün akşam sakladığım yeni DVD de hala… Eğer görürse işim biter. Asla görmemeli. Bunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Vücudumda büyük bir kırgınlık var. Her ne kadar litrelerce kahve içildikten sonra ayık hissetse bile insan kendini, vücudunun bunu kaldıramadığını bir zaman sonra acılar içinde fark ediyor. Başım ağrıyor ve karpuz gibi yarılacağını hissediyorum. E-maillerime cevaplar yazıyorum ama cevap yazdığım hiçbir e-mail gitmesi gereken adrese gitmiyor. Göz kapağım 3 sn den fazla kapalı kaldığı her süre içerisinde kendimi kaybediyorum.

Uykusuzluk… Lanet hallerim. Kime ne söylediğimi bilmiyorum gün boyunca. Akşam oluyor ve ben yine eve gidiyorum.

Zaman geçiyor, saat gece 11:30 a yaklaştı ve bense çok uykusuzum. Ama uyumamalıyım. O karşı koltukta otuyor. Kucağımda bilgisayar, TV kumandası elimde en sıkıcı programı açıyorum. Lanet olsun daha çok uykum geliyor. Dayanmakta zorlanıyorum. TV masasının altına sakladığım DVD nin bir ucu açıkta kalmış olmalı ki lambanın ışığı üzerine vurduğu için parlıyor. Asla görmemeli. Sessizce gidiyorum, TV nin tozunu alır gibi yapıyorum ve DVD yi görünmeyecek şekilde dikkatlice saklıyorum.

Uykusuzluk… Hala aynı koltukta oturuyor ve sonunda esnedi. Saat gece 12:20. Bu gün oldukça erken oldu. Lanet bir günün sonunda ilk kez şansım yaver gitti. Bana bakıyor, gözlerimi ayırarak bakıyorum ve klasik, ”hiç uykum yok saat daha kaç ki” bakışımı atıyorum ona doğru. Hiç bir şey belli etmemeliyim. Anlamamalı. Lanet olsun çok uykum var.

Mutfakta su içiyor. İnanılmaz derecede uykum var. Onun, artık daha erken uyumasını sağlamak zorundayım. Gözüm masanın altındaki kollarda. Kapı sesini duyuyorum. Allah’ım, işte sonunda uyudu... Saat 12:40...

Hızla masanın altındaki kola uzanıyorum, TV nin sesini sonuna kadar kısıyor, TV masasının altındaki DVD yi çıkartıp takıyorum ve TV nin karşısına geçip dünkü kaldığım yerden devam ediyorum…

Galatasaray – Barcelona... PES 2009 yarı final maçı… Saat 12:45… Hala çok uykum var… Uyku ilaçlarını mutlaka Fatma’nın üzerinde kullanmalıyım…

Seni seviyorum PLAYSTATION… Tüm her şeye rağmen…

2 yorum:

Maya Monoke dedi ki...

bizim evde de bu bahsettiğin oyun için zombi geceleri düzenleniyor. böyle bir tutku deme ki bu pes!

birfincankahveiçinbirpenny dedi ki...

:) sorma çok fena bişi

Related Posts with Thumbnails